
Hayatınız boyunca sizin için her türlü fedakarlığı yapmış, sizi büyütmüş ve korumuş olan ebeveynleriniz yaşlandığında, onlara en iyi şekilde bakmak istersiniz. Türk toplumunun güçlü aile bağları ve kültürel yapısı, “büyüklere evde bakmayı” bir vefa borcu olarak kodlamıştır. Ancak yaşlılık sürecine Alzheimer, demans, Parkinson veya fiziksel bağımlılık gibi ağır tıbbi tablolar eklendiğinde, evde bakım sürdürülemez bir hale gelir. İşte tam bu kırılma noktasında ebeveyninize bir yaşlı bakım merkezi bulma kararı aldığınızda, onu huzurevine yerleştirirken, karşınıza baş etmesi en zor duygulardan biri çıkar: Suçluluk.
“Acaba onu terk mi ediyorum?”, “Daha fazla dayanabilir miydim?”, “Bana kırgın mı?” gibi sorular, zihninizi sürekli meşgul ederek uykularınızı kaçırabilir. Bu duyguları yaşamanız son derece insani ve doğal olsa da bu sürecin ebeveyninize duyduğunuz sevgisizlikten değil, tam aksine onun sağlığını koruma zorunluluğundan doğduğunu fark etmeniz gerekir.
Suçluluk duygusuyla savaşmadan önce, onun nereden geldiğini anlamak gerekir. Ebeveynini bir kuruma yerleştiren hemen her evlat, benzer psikolojik aşamalardan geçer:
Ebeveyniniz muhtemelen size “Beni evimden ayırma” diyecektir. Bir evladın bu isteği geri çevirmesi kalbini paramparça eder. Ancak burada mantığınızı devreye sokarak istekler ve ihtiyaçlar arasındaki o keskin çizgiyi çekmelisiniz.
Babanız evinde kalmak isteyebilir; ancak gece uyurgezerlik yapıp evden çıkmaması için 7/24 nöbet tutulmasına, tansiyon krizlerinde anında müdahaleye ve düşmesini engelleyecek ergonomik bir ortama ihtiyacı vardır. Anneniz kendi mutfağını isteyebilir; ancak ilaçlarını yutmayı unuttuğu için profesyonel bir hemşire takibine ihtiyacı vardır. Evlat olarak göreviniz, onların anlık isteklerini yerine getirerek onları hayati risklere atmak değil, uzun vadeli güvenlik ihtiyaçlarını (bazen onların itirazlarına rağmen) sağlamaktır.
Suçluluk duygusunun en büyük besleyicisi, kurumsal bakımı bir “terk ediş” veya “vazgeçiş” olarak etiketlemektir. Bu etiketi zihninizden söküp atın. Ebeveyninizi profesyonel bir merkeze yerleştirmek;
Uçaklardaki acil durum anonsunu hatırlayın: “Oksijen maskesini önce kendinize, sonra çocuğunuza takın.” Eğer siz nefes alamazsanız, yanınızdakine yardım edemezsiniz.
Evde ağır bir hastaya tek başına bakmak; kronik uykusuzluğa, bel fıtıklarına, ağır depresyona, evlilik krizlerine ve iş kayıplarına neden olur. Siz tükendiğinizde, sinirlerinize hakim olamayıp ebeveyninize sesinizi yükselttiğinizde yaşayacağınız suçluluk, onu bir kuruma yerleştirdiğinizde yaşayacağınız suçluluktan çok daha derindir. Sınırlarınızı kabul etmek bir zayıflık değil, olgunluktur. Siz bir hemşire veya fizyoterapist değilsiniz; siz bir evlatsınız. Profesyonel destek almak, ebeveyninizle olan ilişkinizi o mecburi “bakıcı-hasta” geriliminden kurtarıp, yeniden saf ve sevgi dolu “evlat-ebeveyn” ilişkisine dönüştürür.
Karar verme aşamasından, kurumumuza adım attığınız ilk güne kadar kalbinizdeki o ağır yükü paylaşıyoruz. Baştacım Huzurevi ve Yaşlı Bakım Merkezi‘nde misyonumuz sadece büyüklerimize tıbbi ve fiziksel bir bakım sunmak değil; aynı zamanda ailelerimizin de bu geçiş sürecini huzurla, güvenle ve vicdan rahatlığıyla atlatmalarını sağlamaktır.
Büyüklerimiz burada profesyonel sağlık ekibimizin şefkatli ellerinde güvende uyurken, sizler de uzun zaman sonra ilk defa derin bir nefes alacak, kendi sağlığınıza ve ailenize odaklanma fırsatı bulacaksınız. Unutmayın; onlara verebileceğiniz en büyük hediye yorgun ve tükenmiş bir evlat değil, onları ziyaret ettiğinde yüzü gülümseyen, mutlu ve sağlıklı bir evlattır. Kendinizi affedin ve onların güvenli geleceği için attığınız bu sevgi dolu adımla gurur duyun.